Bumerang - Yazarkafe

25 Temmuz 2011 Pazartesi

VARŞOVA GECELERİ VE PARTİ PARTİ PARTİ


3 buçuk seneden tüm derslerimi vermiş olmanın kazandırdığı rahatlıkla Erasmus sürecimi genelde
gezme ve eğlenme olarak nitelendirdim. İyi de yapmışım :). Çünkü şimdi geriye dönüp baktığımda ne kadar eğlendiğimi, ne kadar çok şey öğrendiğimi düşünerek bir anlamda huzur buluyorum.Çünkü şu anda gayet yoğun bir hayat yaşıyorum. İş hayatından pek çok şeye vakit kalmıyor ve böyle olunca da insan sürekli eski günleri düşünüp bir anlamda "en azından yaşadım" diyip gelecekteki farklı amaçları için daha çok motivasyon sağlıyor.

Hayatla ilgili düşüncelerimi bir kenara bırakıp Varşova'ya geri dönelim:). En son Erasmus Welcome Party'den sözetmişim. O zamanlar gayet eğlenceli gelmişti. Öyleydi zaten. Ama diğer bulunduğum partilerde, mekanlarda bu eğlencenin bazen pek çok katını buldum. Öncelikle, şunu hemen söyleyeyim. Eğer yolunuz Varşova'ya düşerse ve günlerden çarşambaysa Pole Mokotowskie civarındaki Park Club'a mutlaka gidin!!!.5 tl ye yakın bir parayla içeri giriyorsunuz ve sınırsız bira içiyorsunuz!!!!!.Bu açıdan Park Club ın gönüllerdeki büyüklüğü tartışılmaz:). Her çarşambaları Park Club a gitmek adeta bir kaideydi.Şehrin bir çok yerinden tonla Erasmus öğrencisi gelirdi. Tanıdıkları,arkadaşları, hoşlandığınız insanları:) burada kolaylıkla bulabilirdiniz:P

Aslında haftanın günlerinden sırayla gitsem daha düzenli olurdu ama Park Club a olan sevgim yüzünden biraz gaza gelip önceden anlattım:). Pazartesileri de Dw centralny yakınlarındaki Club 70s baya bir rağbete uğrardı. Genelde İspanyollar ve kızlar tarafından :). Bayanlara özel bir indirim vardı. Yanılmıyorsam burda da 6 tl ye yakın bir giriş ücreti verdikten sonra bedava biraya erişiliyordu.Salı günleri Remont'undu. Burda da 6 tl ye yakın parayla içeri girip sınırsız biraya sahip oluyordunuz.Çarşambayı söyledik,perşembe günleri Club Hybrydy egemenliğindeydi. Bu yer diğerleri gibi bira konusunda pek cömert değildi. Giriş ücreti aynı olsa da sadece viski+portakal suyu karışık bir içkileri bedavaydı. Diğer herşey cepten. Olsun ama biz hybrydy i yine severdik. Çünkü kanımca en güzel atmosfere burası sahipti ve çaldıkları parçalar da güzeldi. Cuma günleri için özel bir yer yoktu galliba ama şahsen ben perş. cuma- cumartesileri hybrydy e giderdim:). Ama aslında cumartesi günleri club Capitol'e gidilse daha iyi olurdu:). Varşova'nın bence en kaliteli klübüdür kendileri.Özel dj leri vardır.(Aydın'a benziyordu biraz:P)
Hoş müzik çalarlar. Hep techno ya da hip hop değil arada rock a da girerler. Sırf bu yüzden severdim :)


Sonuç olarak, Varşova'da gece hayatı almış başını gitmiş boyuttaydı. Erasmus yaşamında bu tarz mevzulara önem veren arkadaşların bu kenti
tercih etmelerini şiddetle öneriyorum.

                                

Kopenhag & Malmö

Kopenhag'da sabahladığım geceyi(21 Mart 2010)  anlattığım aşağıdaki değerli yazıyı sizlerle paylaşmak istedim :)
Kopenhagdan sevgilerleeeee..
Erasmustaki 1 ayımı tamamlamanın haklı gururunu yaşıyorum. Erasmusun vesilesiyle başlayan Avrupa seyahatimin ilk ayağı olan Malmö-Kopenhag gezisinin doruk noktasındayım:P Neden mii?.Çünkü şu anda saat 5 ve biz Kopenhag'da sabahlıyoruz. Buraya sabah 10 gibi geldik. Malmö'den trenle 35 dakika fln sürdü.

Sabah burdaki önemli yapıları, işte harbor u, kiliseyi, castle ı gördükten sonra diğer arkadaşlarımızın
tersine biz 5 çılgın(3 Türk+1 Taywanlı+1 Hindistanlı) insanlar olarak dışarda sabahlama kararı aldık. Öncelikle ilk planımız 1 den 5 e kadar bir rock konserine gitmekti ama maaalesef pop-rockmış Normalde dinlerim ama 60 krom olunca insanın gidesi gelmiyor yani o paraya yemek yerim lütfen ama:)Ya da sevdiklerime bir şeyler alırım. Pardon ya konserden önce de bir bara gitmiştik. Adını tam hatırlamıyorum ama çok güzel müzikler çalıyodu. Yerde kumlar falan vardı kumsal havası yaratmışlardı. Ondan sonra Viking pub a , daha sonra da konserin olacağı yere gittik ama konserden vazcaydık eeeet.işte bölee
Neyse konserden vazgeçtikten sonra biz yine Kopenhag sokaklarında kaybolduk:)Kaybolduk derken gezdik yani. Önce bir başka pub a girmek istedik ama aşırı kalabalıktı oturacak yer yoktu çıkmak zorunda kaldık. Bir tek tualeti kullandık:) Ve de Danimarkalı kızların giyim tarzı hakkında bayaa bilgi edindik:) Genellikle Danimarkalı kızların güzel olmadığını düşünürdüm .Çünkü baldırları falan çok kalın ve suratları da bi acayip. Sanki hepsi birbirine benziyor. Ama o gittiğimiz pubta gayet güzel giyimli ve hayat standartlarını bu giysileriyle belirten kızlar gördük. Hoşlardı.Ama Danimarka erkekleri hakkında aynı şeyi söyleyemeyeceğim İsveçli erkeklere nazaran sınıfta kaldılar:)
Daha sonra Beyti diye bir Türk restaurantı gördük ve orda adana dürüm yedik:) Ordaki Türk adam bizimle ilgilendi baya. Biz saat 4 e kadar orda kaldıktan sonra burger kinge gittik. Az önceki satırları yazarken Burger Kingteydim ama orda bir güvenlikçi tarafından yer saat 5 te kapanıyor diye şutlandıktan sonra hiç yazma imkanım olmadı ve şu an yurttan sesleniyorum:)

Neyse burger kingten çıktıktan sonra tren istasyonuna gidelim dedik zaten saat 6 ya yaklaşmıştı. Orda 1 saat millet kestirdi ama ben uyuyamadım. Bilgisayarı açtım facebooka fotoları upload etmeye başladım. Sonra her zamanki gibi soğukta başıma gelen en önemli olay olan tualet sorunum baş gösterdi:)Ben tualete giderken mc donalds ın açıldığını gördüm ve bizim diğer tayfayı orada uyuklamaya yönlendirdim. Hiç bi şey satın almadan sadece masaların üzerine yumularak nerden baksan 30 dakika da öle harcadıktan sonra saati 7 yaptık ve hostelde kalan diğer arkadaşlarımızın yanına gidip onların bugünki planına dahil olalım dedik.

Onlar da Christianav(yanlış yazıyor olabilirim) diye bir yere gideceklerini söylediler. Aslında daha önce belirtmedm ama dışarda kaldıımız gece caddede yürürken 2 tane Türk bayanla karşılaşmıştık.
Ben hatta hemen bizim o taraflı olduklarını anlayıp nerelisiniz diye sormuştum Erzincanlılarmış daha derine inmediler ben de üstelemedim. Bir bayan 23 senedir orda yaşıyomuş öteki de erasmus öğrencisiymiş ama doktora yapıyormuş.O Christianav denen yere gitmemiz gerektiğini söylediler. Anarşistlerin kendilerine özel tasarladıkları bir yermiş. Neyse bizim(1 Pakistanlı 1 Güney Afrikalı 1 Hindistanlı 1 Çinli 1 Vietnamlı) arkadaşlarımız da oraya gitme kararı alınca bize onlara katılmaktan başka seçenek kalmadı:D

Yol baya uzundu ayakkabılarım biraz acıttı ama çok güzeldi. Bu arada sölemeden geçemeyeceğim herkesin köpeği bisikleti vb. var:s Ve metrolarda insanlar bilet alırken köpeklere ayrı bilet alıyorlar. Hatta çocuklarla köpeklerin(ya da dier bir hayvanın) bileti aynı:s.Ayrıca bisikletler için de para istiyolar.Her neyse biz Christianavın yolunu tuttuk. Christianav bildiğiniz özerk bir kasaba. Kapısında "artık Avrupa Birliğinde deilsiniz burası başka bir yer" gibi bir yazı vardı. Orda da fotolarımız var:). Ve kasabanın içinde fotoğraf çekmeye izin verilmiyor. Sanırım Kopenhagda gördüğüm en değişik ve özgün yerdi. Çok beğendim. Bir sürü anarşist kafe:) güzel özgür insanlar ve de değişik dekorlar vardı. Kendimi bir müzenin içerisinde hissettim adeta. O yeri de gezdikten sonra artık ayaklarımı hissetmemeye başladım ve Pakistanlı kız ve Hindistanlı erkekle otobüse binip tren garına gittim. Diğerleri yürüyerek döneceklerini sölediler. Tren istasyonundaki zamanımı da tüm fotoları upload ederek face e kaydettikten soraa diğer arkadaşlarla beraber tren biletlerimizi aldık. Önce Malmö'ye sora da ordan uçakla ana vatanım Polonya'ya geldm.

Yorgun muyum? eet!Ama değdi ve dünyadaki en önemli şehirlerden birini gördüm. Yeşil heykelleri, değişik tarihi yapıları, limanları, gemileri, kiliseleri, gece kulüpleri, geceleri içkiden sapıtan şirin(!) insanlarıyla aklımda kalacak olan Danimarka'ya biraz buruk biraz da tatmin olmuş bir şekilde veda ettim.Aslında Malmö'ye de haksızlık etmeyeyim.Özellikle Baltık Denizi sahiline gitmek, onunda kiliselerini, birbirinden güzel cafelerle restaurantlarla dolu caddelerini gezmek gayet keyifliydi. Özellikle kaldığımız hostelin kalitesine de dikkat çekmek istiyorum. Tek kelimeyle süperdi. Keşke her hostel öle olsa:D
Yani sonuç olarak İsveç ve Danimarka gibi iki önemli ülkeyi az bir süre zarfında büyük bir hevesle dolaştık ve sonunda hepimiz memnun kaldık.

Bir sonraki gezide görüşmek dileğiyle :P:P:P

Varşova - 1

Sanırım artık yazı yazmak için yeterli zamanı buldum:).Varşova'nın nasıl bir yer olduğundan kısaca bahsedebilirim.
19 Şubat 2010 günü Varşova'ya ayak bastım. Çok süper bir hava beklemiyordum ama bu kadar soğuk ve yağmurlu olacağını da tahmin etmemiştim doğrusu. Akşam saatlerinde vardım havaalanına. Mentörüm Filip havaalanında hazır ve nazır bir şekilde beni bekliyordu. Sonra Varşova'ya beraber gittiğim arkadaşım, onun mentörü, Filip ve ben hep beraber yurdumuzun yolunu tuttuk. Ulica Tatrzanska'da yer alan Tatrzanska Dormitory yurdumuzun adıydı.  Yine yağmurda çamurda ağır mı ağır valizleri taşıyarak sonunda yurda varabildik. Yurt çok da severek yaşanacak bir yer değildi :). Kirli ve eski bir yerdi. İlk gördüğümde şoka uğramıştım, mentörlerimiz bile şaşırmıştı, onların da bu yurda ilk gelişiymiş. Neyse. Daha sonra alıştık ama.
Varşova'daki ilk günler genelde yurdun etrafını dolaşarak geçti. Bir de su alma çabalarıyla. Nie gazowina su aricaz diye öldük resmen. Genelde gazowina ve nie gazowina sular oluyor. Yani gazlı ve gazsız. Türkiye'de böyle bir ayrımı yaşmadığımız için orda biraz zorlandım. Yurdun civarında gezip görülecek hiç bir yer yoktu desem doğrudur sanırım. Sadece binalar, marketler...Yolda da hayvanlarını gezintiye çıkarmış insanlar. Genelde yaşlılar vardı. Zaten Avrupa'nın çoğu şehrinde olduğu gibi Polonya'da da genç nüfustan çok yaşlı nüfus göze çarpıyordu.
Varşova'da görülmeye değer olarak ilk gördüğüm yer okulumdu herhalde. Politechnika Warzsawska.Tarihi bir okul. Yanılmıyorsam 1800 lü yıllarda inşa edilmiş olması lazım. Dış görünüşü de bir hayli etkileyici. Varşova'daki en güzel yapılardan biri. Ama bu bahsettiklerim "Main Building" denen kısmı.Yani benim elektrik-elektronik fakültesi onun karşısındaki bir binadaydı.
131 numaralı otobüsle Tatrzanska yurdunun bulunduğu yerden (yani Stepinska durağından)  Centrum'a 3-4 durak sonra varabiliyorduk. Stepinska-Spacerowa-Metro Politechnika-Hoza-Centrum-Dw. Centralny istikametinde gidiyordu otobüs.Centruma metro ile gitmek de mümkün. Metro istasyonnundan çıktığınız anda deri eldiven satıcıları, hip hop dansçıları gibi değişik marjinal tipler görebiliyorsunuz :)Centrumda Palac Kultury i Nauki binası bulunuyor (İngilizce: Palace of Science and Culture). Bu bina Varşova'nın en uzun, Avrupa'nın ise 8. en büyük binası olma özelliğini taşıyor. Yapımı 1955 yılında sona ermiş ve Sovyetler Birliği tarafından inşa edilmiş.
Merkezde başka göze çarpan Centralny Tren İstasyonu.(İçinde pizzalarıyla ünlü Dominium restaurantını bulmak mümkün.Önerim:Kebab-pizza:D)Hard Rock Cafe ve Zlote Tarasy alışveriş merkezi. Alışveriş merkezi bizim Cevahirle falan kıyaslandığında baya küçük kalıyor ama ihtiyaçları giderecek ve istenen şeyleri bulacak kadar yeterli. Centrumda ayrıca dünyaca ünlü mağazaları da bulmak mümkün. Ucuzluğuyla Avrupa'yı kasıp kavuran H&M ve ülkemizde de bulunan C&A bunlardan sadece ikisi...
Varşova Centrumda yerin üstünde olduğu kadar altında da hayat var denilebilir :). Sanırım soğuktan olacak şehrin çoğu yerinde uzun geçitler var. Bunlar genelde tren istasyonu vb. için inşa edilip farklı doğrultulara doğru uzatılan alanlar. Bu yer altı geçitlerinde herşeyi bulmak mümkün. Restauranttan tutun kuyumcuya, internet cafeden ayakkabıcıya pek çok dükkan bu gibi yerlerde bulunuyor. Ancak bu geçitlerin hiçbir zaman bir şeye benzetemediğim enteresan kendine has bir kokusu vardı.İlerde, Varşova'nın unutmayacağım özelliklerinden birisi olacaktır:)
Merkezinde bu gibi özelliklerinin olmasının yanında çoğu Avrupa şehrinde olduğu gibi Varşova'da da bir old town olayı vardı. Centrumdan Ratusz Arsenal metro durağına oradan da doğru hatırlıyorsam geçen herhangi bir tram e binildiğinde Stare Miasto'ya varmış oluyoruz. Stare Miasto yani old town. Çok büyük denemez. Zaten 2. Dünya Savaşı'ndan sonra ancak o kadar kısmı ayakta kalmış ve de büyük bir bölümünü de eski Varşova resimlerine bakarak inşa etmişler. Old Town'da en çok göze çarpan yapılar; Başbakanlık Sarayı, Warsaw University Kampüsü, Nowy Swiat Caddesi, Wilanow Sarayı, Barbakan, King Sigismund ve Mermaid Heykelleri. Bu yapılar hakkında detaylı açıklamalara hikayesi bana en ilginç gelen Mermaid Heykeli ile başlamak istiyorum.Bu Mermaid'ler aslında iki kız kardeşmiş. Avrupa'yı dolaşıp en sevdikleri şehirlere yerleşmek niyetindelermiş. Bir kız kardeş Kopenhag'ı çok beğenmiş ve orda kalmış. Diğeri ise Varşova'yı seçmiş.Bu heykel Warsaw Market Square'de bulunuyor. Etrafında çalgıcılar, resim çektirmek için gelen yeni evli çiftler, değişik el hünerlerini sergileyip satan insanlar bulmak mümkün. Ben de vakti zamanında bu mekanı kitap okumak için kullanıyordum :)
Old Market Square'de waffle a benzeyen ama Polonyaya ait bir tat olan Gofry dükkanları da var. Bu gofry ler gayet lezzetli olup 4 aylık Polonya maceramdaki kilo alma sebeplerimden biridir. Ayrıca değişik ambianslı, dizaynlı restaurantlar da(özellikle havalar güzel olduğunda ancak gidilebileceğini düşünüyorum) adeta müşteriyi çağırıyor. Varşova'nın en lüks en turistik yerleri buralar ama yine de restaurantların fiyatları Türkiyedekilerle karşılaştığımızda gayet ucuz. Bir 50 lik birayı 9 zloty ye içtiğimi hatırlarım. Yani bu da hemen hemen 4,5-5 liraya denk geliyor. İyi yani.
Biraz Old Town'ın içlerinden ana meydana gelirsek(önce geniş yerden başliyip sonra aralara girsem daha iyi olurdu ama neyse :P) King Sigismund heykeline erişiyoruz. Bu heykel 17. yüzyılda inşa edilmiş. Avrupa'nın en eski monument lerinden biriymiş. King Sigismund da adından da anlaşılacağı gibi bir Polonya Kralı, başkenti Krakow yerine Varşova yapmış. Bu heykel 1944 yılında Naziler tarafından yıkılmış ancak halk bu duruma çok üzülünce yeniden inşa edilmiş ve bu günki halini almış.Şİmdi Varşova'nın belki de en önemli simgesi(benim gözümde)
King Sigismund'un karşısında Royal Castle var. Zamanında Polonya krallarının burda ofisleri bulunuyormuş. Yıllarca İsveçlerin, Almanların, Rusların işgaline uğramış ama yine de ayakta durmayı başarmış. Erasmus old town gezisinde diğer yerlere olduğu gibi buraya da uğramıştık, O sırada bir resim sergisi vardı. Ben de bol bol fotoğraf çektim :)
Barbakan ise şehri İsveçliler gibi çeşitli istilacılardan korumak amacıyla yapılmış bir yapı. Kale şeklinde. Old town ile new town arasında bir sınır oluşturuyor. Bir ara da hapishane olarak kullanılmış. Hemen yakınında Çocuk Asker heykeli var. Bu heykel de 2. Dünya Savaşı'nda ölen genç insanlara ithaf edilmiş. Polonya'daki her heykelde olduğu gibi bu heykelin önünde de halk tarafından saygı manasında bırakılmış çiçekler, çelenkler var.
Kościół świętokrzyski(Holy Cross Church) de Krakowiskie Przedmiescie(umarım doğru yazmışımdır :)) 'de bulunan önemli bir kilise. Polonya-Fransa asıllı ünlü bestekar piano virtözü saygıdeğer Chopin'in kalbi bu kilise de bulunmaktadır. 2010 Chopin yılı olduğu için aslında daha çok değinmem gerekir kendisine ama sonraki yazılarımda daha çok bahsedeceğim. Krakowskie Przedmiescie Krakow Yolu anlamına geliyor. Gayet geniş bir cadde. Adının neden öyle olduğuna gelirsek de Polonya halkı eskiden bu yolun Krakow'a kadar gideceğini düşünüyormuş o yüzden :)
Nowy Swiat güzel restaurant ve mağazalarla dolu, gayet renkli bir cadde. Çoğu zaman bu caddede yürümek bana eğlenceli gelmiştir. Uprising Müzesi de Varşova'nın 2. Dünya Savaşı'ndan sonra nasıl tekrar inşa edildiğini, aydınların çabalarını anlatan eserlere sahip bir müze. Bu müzeyi de Erasmus arkadaşlarımla beraber gezmiş, milliyetçi rehberimizin anlattıklarına baya kulak vermiştik :)

Varşova'daki ilk izlenimler bu şekilde. Yazı biraz uzun da olsa ben şehrin bir günde gezilebileceğini düşünüyorum. Ama sanırım daha en önemli kesimlerinden bahsetmedim. Vistula nehri, parklar, gece hayatı ve Polonya'dan insan manzaraları gibi konulara da bir sonraki yazımda değineceğim :)

Erasmus erasmus işte bütün mesele bu!!!

Amacım erasmustayken her anımı, hepsini ayrıntılı olarak anlatmaktı ama resmen yazmaya üşeniyorum ya da vakit bulamıyorum. Her neyse, artık elmden geleni yapıp, tüm yaşadıklarımı aktarmaya çalışmalıyım.E-ras-mus=işte bütün mesele bu!!.Şu anda erasmus maceramın 3. ayını tamamlamış bulunmaktayım ve anılarım hakkında ser verip sır vermedim!Ama bir kaş dakika önce bu bloğu açarak aynı zamanda çığır da açtığımı düşünüyorum.Aerosmith-Crazy çalıyor kulağımda. Güzel şarkı.

Bundan tam 3 ay 5 gün önce yani 19 Şubat 2010'da Varşova'ya ayak bastım. Benim için ilk yurtdışı deneyimiydi. Aynı zamanda erasmus. İlginç olacağa benziyordu öyle de oldu. Daha önce hiç ailemden uzakta okumamış. Hatta ailemden  ayrı geçirdiğim bir gün bile olmamıştı!.Böyle birinin yurtdışında tek başına bir şeyler yapmaya çalıştığını düşünün!.Kolay oldu diyemem. İlk başlarda tabi ki zorlandım. Özellikle kaldığım yurda alışmak baya zordu. Çünkü ev hayatı bir başka oluyor tabi. Ayrıca dil de başka bir mevzu. Lehçe çok garip bir dil..Halen tam alışamadım. İlgim var aslında az biraz da öğrendim ama yine de konuşmalar falan kulağıma hoş gelmiyor ne yalan söyleyeyim.:)Eh Lehçe dememden anlamışsınızdır nerdeyimm??POLONYA..peki hangi şehir?başkent desem..VARŞOVA!Böyle büyük harflerle falan yazdım ama pek bir heyecan yaratmamış olabilir sizlerde:). Ama neden yaa..Burası güzel gerçekteeen:).Tamam belki pek görecek, gezecek yer yok ama gece hayatını da yadsımayalım lütfen:)

Varşova Teknoloji Üniversitesi'ne 4 aylığına erasmus öğrencisi olarak geldim. Bloğumdaki açıklamadan da anlaşılacağı üzere bilgisayar mühendisliği öğrencisiyim. Burada computer and electrical engineering olarak geçiyor. Okuldaki eğitimden memnunum memnun olmasına ama Türkiyede (Yıldız Teknik Üniversitesi) tüm derslerimi 3 buçuk senede verdiğim için burdaki son dönem bana tatil gibi geliyor. Yani elimde olmadan:) dersleri biraz ikinci plana atmış oldum. Şu ana kadar genelde Varşova'nın gece hayatına olan ilgim derslere olan ilgimin kat kat fazlasıdır heralde:)

Varşova,  2. Dünya Savaşı'nda harap ve bitap düşmüş, daha sonra halkın, sanatçıların çabasıyla eski haline getirilmeye çalışılmış, şirin ama küçük bir old town a, sayısız disco ve club'a sahip, eşsiz güzellikte parklar barındıran bir şehir özetle. Eğer bir gün ziyaret etmeyi düşünüyorsanız çok aman aman şeyler beklemeyin derim. Ama yaşamak için çok ideal bir yer. İstanbul kalabalığında 21 sene geçiren bir insan olarak Varşova bana gayet sakin, huzurlu, yaşanması kolay bir şehir gibi geldi. Gece geç saatlerde yurda dönerken hiçbir tehlikeyle karşılaşmadım. Hadi tehlikeyi bırakın caddede insan görmediğim zamanlar oldu. Ama en büyük sorunlardan biri pazar günleri her yerin kapalı olması. Çok büyükleri dışında genelde her market kapalıoluyor. Aç kalma riski doğuyor. Ayrıca paskalya bayramlarında da insanlar tammen inlerine çekiliyor. Bu yüzden bayramdan önce bir ton şey satın alıyorlar. Öteki türlü hayatta kalmaları zorlaşabilir çünkü..Tüm bu davranışlarının aşırı katolik olmalarından kaynaklandığını söylememe gerek yok heralde.İlerde ziyaret etmek isteyenler için Varşova hakkında detaylı bir yazı daha hazırlayacağım. 

Erasmus bana diğer ülkelerden pek çok iyi arkadaş kazandırdı. İspanyol, Yunan, Fransız, Portekizli, Bulgar, İtalyan, Amerikan,Hindistanlı,Singapurlu tabii Polonyalı:) ve aklıma gelmeyen daha bir çok ülkeden insanlarla tanıştım ve onların kültürleri, yaşamları hakkında bilgi edindim. Tamam kabul ediyorum bu bilgileri daha çok partilerde öğrendim:P.Zaten erasmus maceram partilerden ve gezmelerden ibaretti. Aslında çok boş şeyler gibi görünseler de hayatımda belki de şu ana kadar kazanamadığım deneyimi onların sayesinde edindiğimi belirtmeliyim:)

İlk yazı için biraz fazla oldu galiba. O yüzden burada kesiyorum. İkinci yazımda Varşova'yı, sonraki yazırımda da gezdiğim gördüğüm yerleri ve Varşova'daki hayatımı anlatmayı ümit ediyorum. Umarım üşenmeden tüm önemli olayları aktarabilirim:)Ama olcak galiba. kendimde potansiyel görüyorum.:)

Hadi bakalım, bir de blogspot ı deneyelim :)

Bilmem kaç aydır başka adreslerden blog yazıyordum. Arkadaşlarımın blogspot ı önermesi üzerine bir de burada yazılarımı yayınlayayım dedim. Şimdi sıra tüm eski yazılarımı kopyalamakta...:S
Bumerang - Yazarkafe