Bumerang - Yazarkafe

10 Kasım 2013 Pazar

Southampton Günlükleri - 1

Daha önce de belirttigim gibi, Southampton'da yeni bir maceraya baslamis bulunmaktayim. University of Southampton - Knowledge and Information Systems Management bölümünde master yapiyorum. Berlin'den buraya gecisimin detaylarini pek vermemis olabilirim ama önceki yazilarimdan sebeplerin hemen hemen anlasilir oldugunu düsünüyorum. Is hayatinin yogunlugundan sikilma,  master eksigi, mekan degisikligi, Michael'in Ingiltere'de is bulma ihtimalinin daha fazla olusu, vb. Ve bu nedenlerin hepsinin güzel bir sekilde sonuclandigi düsünülünce( Michael da Londra'da is buldu, ocak ayinda baslicak :)) aldigim kararin ne kadar dogru oldugunu anliyorum :) Umarim hep böyle devam eder.

Southampton, daha önce yasadigim yerlere nazaran kücük bir sehir. Ama yine de kozmopolit, kapitalist bir görünümü yok degil tabi :) Universite evime biraz uzak. Yürüyerek 40 dk.da gidiyorum, evin yakininden direkt giden otobüs yok ne yazik ki. O yüzden iki otobüs degistirmem gerekiyor okula varabilmek icin. Ama olsun, bir sürü yer görüyorum otobüsle giderken :)

Sehir merkezi de kocaman degil. Bargate var bir degisik ozellik olarak. Alisveris merkezi de eksik degil her kapitalist memlekette oldugu gibi :) Pek cok restaurant ve bar var, 2 tane Türk restaurani bile var :) Henüz gitmek nasip olmadi ama en yakin zamanda denemek istiyorum :) Sehrin en güzel yani okyanusun dibinde olmasi diyebilirim. Havasi, Ingiltere'deki öteki yerlerden nispeten daha iyi.

Bugünlük burada noktaliyorum. Daha pek cok detay var tabi ki de, uykum geldi. Bir de tüm gün essay yazdigim icin parmaklarimin yorulduguu hissediyorum :) 

21 Ekim 2013 Pazartesi

Yeni hayat

Gün gecmiyor ki, yeni bir lokasyondan hayatima devam etmiyim. Uzun zamandir, planini yapmis oldugum master serüvenime Ingiltere'de baslamis bulunuyorum. Buraya varali 3 hafta fln oldu. Gayat güzel gidiyor, yani hava bile o kadar kötü degil. Umarim hep böyle devam eder, pek sanmiyorum ama :S Southampton Üniversitesi'nde Yönetim Bilisim Sistemleri bölümün okuyorum ve güzel bir sekilde de bitiricem ins. :) Southampton, daha önce yasadigim sehirlere nazaran hayli kücük, sessiz sakin bir yer. Dünyanin en güzel yeri olmayabilir ama ögrenci olmak icin ideal gibi. Londra'ya yakin olmasi da iyi, iki hafta sonra orayi da kesfe cikcam :) Su anda da Jersey'den sesleniyorum :)

Jersey de fena degildi.Hatta Southampton'dan dha güzel bir mekan diyebilirim. Iki gündür burdayim, önemli iki kalesini ve bir tane de sarap bagini dolastik. Hava mükemmel. Ekimin ortasinda ceketsiz dolasabiliyorum. Almanya'da bu imkansizdi :) 4 günlük tatilin ardindan tekrar Southampton'a dogru hareket edecegim. Orayla ilgili genis izlenimlerimi de bir sonraki yazimda paylasicam :)

2 Eylül 2013 Pazartesi

Yeni tutkum: Kano

Berlin bu kadar renkli ve heyecanli bir sehir olunca, bende de farkli aktivitelere olan merak cig gibi büyüyor . Son zamanlarda da, kano-kürek hevesim ortaya cikti :) Havanin da idare eder olmasini firsat bilip, bir pazar günü Michael ile kano kiralamaya karar verdik. Treptower Parktaki Abteibrücke'nin hemen altinda bir mekandan kanoyu aldik. Iki kisi 4 saatligine 30 euro tuttu, öyle cok pahali degil. Can yeleklerimizi giyip, telefon ve cantalarimizi özel su gecirmez bir kaba koyduktan sonra kisa süreli bir egitime tabi tutulduk. :) Kanoda nasil oturmamiz ve küregi ne sekilde hareket ettirmemiz konusunda ufak bir kac sey söylendikten sonra start aldik . Hedefimiz, Treptower Park'tan Warschauer Strasse istikametine devam edip Neukölln - Kreuzberg civarlarina gitmekti, ki öyle de oldu. Treptower Park - Warschauer Str. sbahn duraklari arasindaki kisimda nehir daraldigi icin normalden fazla akinti oluyor. Bu kisimda kanoyu düze getirmekte az zorlansak da sonraki kisimlarda süper ilerledik :) Özellikle ic kesimlerdeki kanallarda su daha bi durgunlasti ve cok daha rahat kürek cektik. Neukölln iclerinde devam ederken, eski yasadigim yere cok yaklastigimizi fark ettik, artik tanidik mekanlardaydik :D Öyle ki , molamizi, daha önce de pek cok defa ziyaret ettigimiz, kanal kenarindaki bir Türk restauraninda verdik :) Kasarli sucuklu tostlari mideye götürdük oooh :D Bira da eksik olmaz tabi :) Az biraz dinlendikten sonra ayni rotayi izleyerek gerisin geri nehire dogru kürek salladik. Görlitzer Parktaki rahat tiplerin sempatisini kazandik. Aileleriyle gezinen ufak cocuklar da el sallayip durdular :D Biz de celebrity havasinda Treptower Park'a dogru engin kanallari asmaya devam ettik. Vardigimizda zamanlamamiz süperdi, ne gec ne de erken :) Bize kanoyu kiralayan adam da hikayemizden etkilenmise benziyordu. Bizde de güzel bir aktivite yapmis olmanin tatli yorgunlugu vardi...Son olarak: Cok memnun kaldigim ve herkese tavsiye edecegim bir deneyim :)



28 Temmuz 2013 Pazar

O göl senin bu göl benim...

Uzun süre ekrana bakip ne yazacagimi hatirlayamadim. Aslinda yazacak anlatacak o kadar cok sey var ki, hangisiyle baslicam bilmiyorum. Ama ilk olarak yazin ve Berlin'in üzerimdeki etkilerinden baslayabilirim. Yazin gelmesiyle ve de isle olan baglarimi ufak ufak koparmaya baslamamla birlikte, kendimi daha cok gezip tozmaya ve kitap okuyup dinlenmeye adadim. Her güne bir aktivite sigdirma cabasi icindeyim. Örnegin, bu haftasonum, barbecue partisi ve göl maceralariyla gecti. Gölde yüzmek, denizle karsilastirildiginda, attan inip esege binmek gibi bir sey. Yani mecburiyetten olmasa hic girmem, isim olmaz. Yine sahili, kumsali varsa güneslenmek icin kullanirim ama cogunda yüzmek halen itici geliyor, ki su ana kadar en az 6-7 kere göle girmisligim var. Bugün Müggelsee denen göle gittik, Alman bir is arkadasim cok güzel oldugunu söylemisti, ben de inandim aldandim. Sahili yine idare ederdi ama su acayip pisti ve normal bir derinlikte yüzmek icin bir hayli caba sarfetmek gerekti. Su ana kadarki favori gölüm: Schlachtensee. Onun da plaji yok ama su mis... Havuzda yüzüyormus gibi hissettim kendimi. Bunlarin haricinde girdigim diger bir göl de Wannsee. Hatta en cok onda yüzmüsümdür. Plaji hos, etrafinda da su kayagindan tutun bot kiralamaya kadar pek cok aktivite var. Ama biraz fazla posh ve suyu pis.

Baska gölleri de deneyecegim sirayla, eger havalar bozmazsa :P

22 Temmuz 2013 Pazartesi

You know it is summer when...

-Berlin'de sonunda pencereleri acabiliyorsan.
-Gün bitmek bilmiyorsa.
-Istanbul'a döndügünde otobüsler les gibi kokuyorsa.
-Her yerde mangal partileri yapiliyorsa.
-Canin hic calismak istemiyorsa.
-Gölde yüzmeye katlanabiliyorsan.
-Corap giymiyorsan.
-Türkiye'ye ucak biletleri feci pahalilasmissa.
-Etraftaki ecnebiler domates gibi kizariyorsa.
-Karpuz yiyorsan.
-Suyu buzdoolabina koyuyorsan.
-Her bikini giydiginde kilo vermeyi diliyorsan.
-Ayaklarina oje sürüyorsan.
-Gökyüzündeki tüm yildizlari secebiliyorsan.
-Disarda uyuyabiliyorsan.
-Yüzünde tebessümler aciyorsa.

Yaz gelmis demektir !!!

14 Mayıs 2013 Salı

Almanya'da Türk yemegi pisirme cabalari !

Su anda mutfakla baya hasir nesir olan kiz arkadaslarimin "aaa cabalayacak ne var, gayet basit bi sey yani" dediklerini duyar gibi oluyorum. Ama sanirim birbirine neden sonuc iliskisiyle bagli iki hususu unutuyorlar. 1- Her insan mutfakta usta olmayabilir ve de farzedelim ki daha önce denemedigi bi yemegi pisirecek, yemegin tarifine bakmasi lazim. 2- Tarifler genelde Türkiye'deki sebze meyve boyutlarina göre yazilmis. Almanya'da buna uygun yiyecegi nerden bulcam ? Türk marketlerinden bir kaci insani boyutlarda sebze satisi yapmiyor degil, Türkiye'den getiriyolar öle. Ama onunla da kim ugrasacak, ben her zaman evime en yakin olan marketi kullaniyorum ve devasa boyutlardaki sebzeleri satin almak durumunda kaliyorum.

Türlü tarifi yazmis kadinin biri: 2 patlican, 2 kabak, 2 patates...
Yahu burada bunlardan kullansam 10 kisiyi doyururum be. O yüzden ben genelde bir* tane alip(*Almanya'da bu islerin kilo usulü olmamasina bayiliyorum), yarisini kullaniyorum :) (Laf aramizda diger yarisini kullanmayi genellikle hatirlamiyorum ve maalesef cöpe gidiyor :(

Genelde domateslerin en kücüklerinden almaya dikkat ediyorum. Kücük olunca daha tatli olur gibi bir ütopya var kafamda.

Sarimsak dedigin feci pahali. Halen, vakti zamaninda annemin bavuluma sikistirdigi sarimsaklari kullaniyorum :)
 
Tüm bu malzemeleri bir güzel kavurup, karistirdiktan sonra suyumuzu da döküyoruz ve hoooop yemegimiz hazir :):)
 
Tam da tarife uygun oldu aslinda, bir kac gün pilavla filan iyi gider bu.
Hadi afiyet olsun bol hormonlu yemegimiz :)

10 Mayıs 2013 Cuma

bu sarkiyi severek dinliyorum :)

Of Montreal - Oslo in the Summertime

Oslo in the summertime; nobody can fall asleep, staring out the window from my bed.
At 4 A.M., the sun is up. Look, the sky is peppered with sea birds and with crows all cackling.

Up in treten Heimdalsgate, me and Nina making fun of footballers in Rudolf Nilsen Plass.
I practice my Norwegian on poor befuddled waitresses, who shake their heads completely at a loss.
Oslo in the summertime -- the streets are strangely quiet 'cause everyone's away on holiday.

Oslo in the summertime; Pakistani children play locked inside of the courtyard all day.
Pretty people everywhere, sun-lamp tans and flaxen hair -- just tell the American not to stare.



 
Bumerang - Yazarkafe