Paris'teki ikinci günümüzde sabah erkenden uyandık. Öncelikle otelin yakınlarındaki bir pastaneden croissantlarımızı ve tartlarımızı aldık. ( Bir de poğaçaya benzer bir şey aldık, adını hatırlamıyorum) Sonra da metromuza binip Tuileries bahçelerine doğru yol aldık. Bu arada Paris metrolarının güzel bir özelliğini de paylaşmadan geçemeyeceğim. Akordeonlu, flütlü pek çok çalgıcı herhangi bir duraktan pat diye girip metro sakinlerine süper müzik şöleni verebiliyor. O sabah da romantik bir parça eşliğinde Eiffel manzarasının tadını çıkardık. Ama her zamanki gibi para vermedik :P
Tuileries bahçelerindeki sandalyelere oturup entel dantel pozlar verdikten ve de Türk gibi yemeklerimizi yedikten sonra :D Louvre'a yöneldik. Sonunda Mona Lisa'yı görebilecek olmanın sevincini yaşıyordum ama müzeyi gezip dolaştıktan sonra cahilliğimden dolayı önceden pek bilmediğim pek çok değerli eserin varlığını öğrenmiş oldum. Girişte müzede görülmesi gereken belli başlı eserlerin resimlerinin ve koordinatlarının bulunduğu bir broşür verdiler. Biz de burada açıklanan eserlere öncelik vererek gezimizi sürdürdük. Bunlar arasında şu anda hatırladığım; Turkish Bath( haremi resmetmişler), Aphrodite heykeli, Napoleon apartmanları, Napoleon'un eşinin taht giymesinin resmi, Jan Van Eyck 'ın (Brugge'da heykelini gördüğümden beri bu adamı seviyom :P) the Virgin of Chancellor Rolin'i, vb. Bunların dışında daha bir sürü eserin notunu ve fotoğrafını aldım :) Müzede dikkatimi çeken başka bir şey de zamanında Fransız sömürgesi olmuş coğrafyalardan çalınıp çırpılmış tonlarca eserdi. Adamlar piramiti taşımışlar nerdeyse yaa. :S Ayrıca Meksika'dan bile eser vardı ama bulunduğu konum her yöne uzak olduğu için kendisine kavuşmak mümkün olmadı. Son olarak müzeyle ilgili genel yorumum şudur: labirent adeta, eser bulma işi define avı gibi oldu resmen, ama şu ana kadar gezip dolaştığım en sanatsal mekandı. Brüksel'de bulunan ve benim için manevi değeri çok büyük olan Musical Instruments Museum'dan sonra en beğendiğim müzeydi =) Müze turu bittiğinde bacaklarımı hissedemiyordum :S:S
Louvre civarından öyle kolay ayrılmadık. Cam piramiti tutar, kavrar gibi bir sürü foto çekildikten sonra, hem Paris'e an itibariyle varmış olan arkadaşlarımız Turgay ile Ayça'yı bekleme, hem de biraz soluklanmak için müze bahçesindeki bir cafeye oturduk. Henüz şirketin yemek masraflarımızı karşıladığı tarih aralığında olmadığımız için (14 - 18 Kasım) sadece çay fln aldık ve tedbirli gelmiş arkadaşımız Işığın beraberinde getirdiği balık kraker + benimo ları götürdük =) Çok geçmeden diğer arkadaşlarımızla buluştuk ama onlar müze etrafından biraz daha takılmak istedikleri için Champs Elysees'e onlarsız yürüdük. Champs Elysees beklediğim gibi çıkmadı =( Buraya daha önce gelmiş arkadaşlarım etrafta çok şık insanlar göreceğimi belirtmişlerdi ama nerdeeeee =( Ben daha çok evsiz tipler gördüğümü anımsıyorum. Tamam, hali vakti yerinde kişiler de vardı ama modayı süper takip ettiklerini söyleyemem ya da ben anlayamadım. Mağazalara girmeyi ihmal etmedik. Özellikle Louis Vuitton'u baştan aşağı dolaştık (Çünkü içine girebilmek için kuyrukta beklemiştik!! ) Turgay'lar da geldiğinde Arch de Triumph'ün akşam halini çektik ve Eiffel'e doğru yürüdük.
Eiffel'e gitmek için bir hayli yol yürüdük, artık son metrelerde gerçekten tükendiğimi hissettim. Gün içerisinde 15 km fln yürümüştük heralde (Louvre ile beraber). Ama sonunda o yüce kuleye vardığımızda ışıl ışıldı. 100 e yakın fotoğraf çekmişimdir heralde. Merdivenlere oturdum ve sadece kuleyi seyrettim. Önümde öpüşen çiftler dikkat dağıtmasına rağmen :):):) Way beee gerçekten güzel bir manzaraydı (Eiffel'i kastediyorum tabiki de :)) Böylelikle Paris'te bir gün daha sonlanmış oldu. Ama içimizdeki heyecanda en ufak bir eksilme yoktu :)
