Bumerang - Yazarkafe
cabaret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cabaret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Aralık 2011 Cuma

Fransa Günlükleri 4&5- Eiffele çıkış, Versailles Sarayı, Cartes Fuarı ve daha birçok şey :P

Biraz geç de olsa sonunda Fransa'da geçirdiğim diğer günleri yazmaya devam ediyorum. En son, gece eğlencesinden bahsetmiştim. Evet eğlendim, otelime döndüm ama otel ahalisini uyandırmam bir hayli zor oldu, 15 dk. dışarda beklemişimdir heralde :S Neyse sonunda yatağıma kavuştum, uyudum fln. Ertesi gün de sabahtan Ramada Hotel'e gittim. Eiffel Petit Louvre ile arasında pek mesafe olmadığı için bulmam kolay oldu. Resepsiyondaki adama rezervasyonumun çıktısını gösterdim. Adam hemen bir bakışta rezervasyonumun düştüğünü söyledi. İçimden "Müneccim misin nesin, nerden çıkardın bu sonucu" diye geçirdim ama dışımdan da söylesem olurdu heralde, bi halt anlamazdı. Ama rezervasyonu bana tekrar göstermesiyle anladım kiii adam haklı beyler..Ve de daha önceden kağıda hiç bakmadığımı anladım :P İlk rezervasyonumu, kalacağımız süre belli olmadan önce 12-17 Kasım diye yazmışız, ama otel masraflarımızı ödeyecek olan şirket sadece 15-17 arasını karşılayacağını belirttikten sonra rezervasyonu değiştirmeyi unutmuşum. Hadi ben bu yüzden gol yedim, ama Cem'in rezervasyon tarihleri gayet de doğruydu. Onunki neden iptal edilmişti ??Tam bu noktada devreye Türk insanının cin fikirliliği, açıkgözlülüğü giriyor demek yeridir heralde. Bizim rezervasyonlarımızı yapan aracı şirket, otel için hep bu tarz rezervasyonlar yapıyomuş ama ne gelen oluyormuş ne de giden. Tahmin edeceğiniz gibi vize mevzusu yüzünden. Biz de (gerçi ben değil, mal gibi tarihlerimi bile yanlış vermişim) bu şirketin kurbanlarından olduk. Hatta belki de firmanın rezervasyonu ile otele gelmiş ilk ziyaretçiler bile olabiliriz :P  

Fransa'da 4. günümüzde ilk gezi rotamız, daha önce tepesine çıkmak isteyip kuyruktan dolayı vazgeçtiğimiz Eiffel'di.Kuyruk muyruk sürecini hızlandırmak adına benle Cem önden gidip biletleri aldık(13,40 euro), Nesibeyle Işık da sonradan geldiler. Kulenin tepesine çıkmak için 2 tane asansör değiştiriliyor. Asansörler de bayaa insan alıyor yani. Tepedeyken bir sürü panaromik fotoğraf çektik. Donmamı engellemek için şampanya içtiğimi hatırlıyorum. Tepede ayrıca, kulenin dünyadaki bazı önemli şehirlere olan yönü ve mesafesi belirtilmiş. Başka da önemli bir şey olmadığını söyleyebilirim. Ama şansımıza ne sis vardı ne bir şey. Etrafı çok güzel gözlemledim ve Cem'in rehberliğinde tüm Paris'i keşfettim. "Şurasıııı Notre Dome!!!", "ha burası daaaa Sacre Coeur!!!" gibi :P

Eiffel maceramız burada sonlanmış oldu, yeni hedefimiz Versailles 'a varmak üzere numarasını hatırlamadığım bir trene bindik. Bizim Nicolas da bu civarda oturuyormuş ama evin tam adresini bilmediğimiz için kendisine uğrayamadık. Bu arada hazır Nicolascığımdan sözü açmışken ailesinden de hemen bahsedeyim. Arkadaşın annesi kemancı, babası flütçü, Paris Orkestrası'nda çalıyorlar.Kardeşi de şarkıcı olmak istiyormuş ama Nicolas bilgisayar mühendisi olmuş ne hikmetse :):) Whatever, biz yine Versailles'a dönelim. Esas durakta indikten sonra malum saraya varmak için hangi yöne gideceğimizi şaşırdık. Hemen yakınımızdaki öğrenci topluluğunun başında bulunan ve iyi ingilizce konuşacağını düşündüğüm bir öğretmeni gözüme kestirdim. Şansıma bir de ingilizce öğretmeni çıkmaz mı =) Sorumu öğrencilerin yanıtlamasını istedi, ama öğrenciler yine fransızca konuşunca dumur oldu ve kendisi cevaplamak zorunda kaldı =)=) Öğretmenin direktifleriyle sarayın yerini bulduk ama içine girmeden önce karnımızı doyurmamız gerektiğini düşünüp bir Pizzeria'ya uğradık. Favori yemeğim olan pesto soslu makarnayı aldım. Sonradan Ayça ve Turgay'ın da yanımıza gelmesiyle Versailles turumuzu başlatmış olduk. Gerçi kapısından geçmemiz bir hayli sürdü, zira en az 100-200 fotoğraf çekilmiş olabiliriz burada. Nesibe, Işık, Cem önden gidip, öğrenci kimlikleri ile sarayın içine girmeyi başarabilirken biz fotoğraf çekmekten dolayı onların gerisinde kalıp bari bahçeyi dolaşalım dedik. Bahçe de ne bahçeydi yahu!! Güzelim havuzlar, etrafında gayet şık heykeller.. Fotoğraf çekinmek için bin türlü kombinasyon denedim. Hatta bir havuzun en az 1 metrelik kenarına tırmanıp, başından sonunda yürüdüm :P Çılgın mıyım neyim :S Zaten resimde de minicik çıkmışım, atraksiyon pek işe yaramadı anlayacağınız :P Sarayın bahçesine ilk girişte genelde yeşil heykeller var. Ama asıl yerin merdivenlerden sonra karşımıza çıktığını söyleyebilirim: İçinde kuğularıyla çok güzel bir göl ve labirent gibi bahçeler...


Tarihi bir mekana gitmek için yanlış ayakkabı seçimi yapıp, topuklu giymiştim :S ( Arnavut kaldırımdaki taşların birbirinden daha ayrık olduğu versiyonu düşünün :S) Bu salaklık yetmezmiş gibi bir de atkı, bere, eldiven üçlüsünden herhangi birini yanıma almamıştım !! Dondum resmen... Saray gezisini bitirip de metroya oturduğumuz sırada ellerimi anca hissedebildim. Ayaklarımı ise hiç...Yeni mekanımız meşhur alışveriş merkezi La Fayette olacaktı. İçerisi gerçekten güzeldi. İlk katta paso kozmetik ürünler  diğer katlarda ise her türlü mağaza, kitapçı vb. vardı. Ama bizdeki alışveriş merkezlerinden farklı olarak özel bir yemek, sinema katı yoktu ve hiç kalabalık değildi. Adamlar; gezilecek, oturalacak çok güzel mekanları varken neden bir alışveriş merkezine tıkılsınlar değil mi?

Alışveriş merkezini de tarayıp bitirdikten sonra etrafta oturup sohbet edilecek şık bir cafe aradık ama bulamayınca bari akşamki yemekte buluşmak üzere otellerimize dağılalım dedik. Israrla ayakkabılarımı  değiştirmek istediğimi belirttiğimden, aslında milleti bu duruma biraz da ben zorlamış oldum. Ama napiyim, çok acıyodu ayaklarım :( Ücretini şirketin ödemesinin verdiği rahatlıkla taksiye bindik =) Otele vardığım gibi ayakkabılarımı değiştirdim ve düz ayakkabının verdiği hafiflikle bir ohhh çektim. Akşam yemeğimizi şirketimizdeki birim müdürleri + yöneticilerle Antrikot restaurantında yedik, ama antrikot değil somun yediğimi belirteyim :P Yemekten sonra da geçen geceyle aynı mekana eğlenmeye gittik. Cabaret diyebiliriz buraya. Ama şarkıcı sayısı bir hayli fazla, öyle ki bir gecede en az 10-15 kişi sahneye çıkıyordur. Çoğu zenci, hatta aralarında Pascal adında bir tane kırık da var :D:D Ama herifin sesi süper yaaa.. Yine de benim favorim adını hatırlayamadığım saçı 3 numara olan bayan. Mekanda bir bayanın doğum günü kutlanıyordu ve gelen konuklar kendi dillerinde "Doğum günün kutlu olsun" sözünü sahnedeki şarkıcıya söylüyordu. Şarkıcı da ne duyduysa aktarıyordu. Biz de baya büyük bir Türk topluluk olduğumuz için bizim dilimizde de happy birthday demesini istedik. Adama el attık, adam ne ayaksınız gibisinden yanımıza geldi.Sözcü olarak beni seçtiler."We wanted to say happy birthday in Turkish". Adam daha dinlemeden ok dedi ve gitti. Bu nasıl bir şeydir ? =)  Neyse bu üzücü olayı bir kenara atıp başka bir itirafta bulunayım. Ben de sahnede oynadım. Evet evet yanlış duymadınız. Pek de içmemiştim aslında, bir anda noldu bana anlamadım. Amaaaan bir daha mı gelcez Paris'e...:P

Ertesi gün fuara uğradık, yani Paris'e asıl geliş sebebimize :P Adamlar gayet güzel hazırlamışlar :P Şaka yapmıyorum, gerçekten beğendim. NFC ile ilgili pek çok ürün tanıtılıyordu. Özellikle dart oyunu çok ilgimi çekti. Kart basmak için kullanılan makineleri ve diğer malzemeleri gördüm :P Bir sürü vatandaşın kartını aldık, ama adamların asıl amacı bizimle iş bağlamak olduğu için pek de sallamadık doğrusu.:) Akşam da Vineeth ile beraber George V restaurantta( fişten ötürü hatırlıyorum :P) bir güzel yemek yediki hatta salyangoz bile denedim. :) Gecenin sonunda, yeni yaşıma arkadaşlarımla beraber Champs-Elysees'teki Haagen Dazs restaurantında girdim :):)
Bumerang - Yazarkafe